« Önceki |

5/11/2009

mustafa aslan'ın istanbul, ilk romanımda leylak'la ilgil



İSTANBUL, İLK ROMANIMDA LEYLAK

İstanbul, İlk Romanımda Leylak, Selim İleri’nin İstanbul sevgisine ilişkin yazılarını topladığı yapıtının adı. Yapıtta İstanbul’un dünden bugüne kaybettikleri ve bu kente bir şeyler katanları vermiş, yazar.

İstanbul’a can verenler

Selim İleri İstanbul’u dünden bugüne verirken bütünüyle sanat eserlerinden ve yazarlardan/sanatçılardan yola çıkmış. Başta çevre konusunda dikkatimizi çeken Hüseyin Rahmi Gürpınar olmak üzere yapıtta adı geçen sanat insanı ve sanat yapıtının sayısı oldukça kabarık. Kimileyin bir ressam ve resim Malik Aksel ya da Neriman Oyman gibi; kimleyin de, bir şair ve şiirden Yahya Kemal ya da Edip Cansever gibi yola çıkarak okura sunmuş, bu güzel kentin eski yıllarını. Yazar, İstanbul’a zihinsel gücünün sınırlarını çizmeden veren insanlar arasında Zonaro gibi yabancıları da eklemiş.

Yazın/sanat türleri arasında bir sınır çizmeyen yazarın andığı adlar arasında suçu insanlardan çok zamanın unuttuğunu söylediklerimiz de var. Selim İleri bir değerbilirlik yaparak bir kez daha kayda geçirmiş, İstanbul, İlk Romanımda Leylak adlı yapıtında. İstanbul’la ilgili okunması incelenmesi gereken yapıtların bir listesini oluşturabilirsiniz, bunları not ederek okuduğunuz da.

Tiyatroyu, sinemayı ve mimariyi bu işin dışında tutsaydı cılız kalacaktı doğru dürüst beslenemeyen canlılar gibi. Türkan Şoray, Aliye Rona, Ayhan Işık, Gazanfer Özcan, Yıldız Kenter, Turgut Cansever… adları geçmese yapıt bir yerlerinden tamamlanmayı bekleyecekti hep, bence.

Küreselleşme ve edebiyat tarihimiz

Selim İleri, İstanbul, İlk Romanımda Leylak adlı yapıtında güzeller güzeli bir kentin dünü ve bugününü tanıklıklarını da ekleyerek sanat/sanatçı desteğiyle inandırıcı bir biçimde anlattığı yapıtında edebiyatımızın nereden nereye geldiğini de aktarıyor.

İleri açıkça yazmasa da Cahit Uçuk’un okura sunduğu çığlık çok önemlidir: Edebiyatın gündelik yaşamın içinden çıktığı gerçeği. Yapıtı, sanatçıyı daha doğrusu insanı şeyleştirme ereğini taşıyan küreselleşme saldırısının amacı edebiyatı günlük yaşamın içinden çıkarmaktan başka ne olabilir?

Selim İleri, edebiyattan gündelik yaşamı kapı dışarı ettirilmesine İstanbul, İlk Romanımda Leylak’da edebiyatımızın Cumhuriyet’ten bu yana bölümünü eleştirel bir yaklaşımla sunmanın yanında Cahit Uçuk’un attığı çığlığı her sayfada atmaktadır, edebiyatımız için.

Siyasal tarihimiz, batılılaşma

İleri’nin İstanbul sevgisini birçok yapıtında itiraf ettiği gibi bu yapıtında duyuyoruz, tümcelerinden. Ancak, İleri edebiyat ve siyasal tarih bağlantısını hor görenlerden değil. Ayrıca yazdıklarına katılmasak da, en çetrefilli siyasal tarihimizle ilgili konuyu rahat okunur bir şekilde sunuyor. Samim Kocagöz’ün Yılan Hikayesi’nin adını 1950’li yıllardaki siyasal bölünmüşlük günlerini duyumsamamız için salık veriyor, yazar.

İstanbul gibi bir güzeli üzen gözyaşları döktüren yıllar arasında DP hükümetini gösterirken batılılaşma yolunda atılan adımların yere sağlam basıp basmadığını da içtenlikle okurla paylaşıyor.

İleri’nin yapıtı, İstanbul’un ve insanımızın dünden bugüne değiştirdiği “kültür gömleği”nin bir yazılı belgesidir, güzel resimlerle bezenmiş. Unutmadan söylemem gerek, bu yapıt bir geçmişe özlem ya da ağıt kitabı değildir. Bir kentin yanı sıra edebiyatımızın ve ülkemizin geçmişiyle ilgili saptamaların yapıldığı bir incelemenin ürünüdür, İstanbul, İlk Romanımda Leylak.

Selim İleri, İstanbul, İlk Romanımda Leylak, I.Basım:Ekim 2009, Everest Yayınları- İstanbul

8/6/2009

mustafa aslan'ın katre-i matem (iskender pala) ile ilgili ya

 



KATRE-İ MATEM

 

Katre-i Matem, İskender Pala’nın lalenin geçmişini irdelerken Osmanlı’nın Lale Devri’ni de (1718’de Avusturya ile yapılan Pasarofça Anlaşması’ndan Patrona Halil Ayaklanmasına) masaya yatıran bir polisiye romanı. Çünkü bir devre adını veren lale ve bu devirde yaşananlar hiç de yabana atılacak türden değil. Bu yıllarda yaşananlar imparatorluğun geleceğini belirlemiştir, büyük ölçüde.

 

Yazar, serim, düğüm ve sonuç adını verdiği üç bölümden; 66 soru ve buna verilen yanıttan oluşmaktadır Katre-i Matem. Yapıtta girizgah ve hatim bölümleri de vardır.

 

LALE TARİHİ

 

İskender Pala’nın Katre-i Matem’de yazdıklarına göre, lale ve Türkler arasında benzerlikler vardır. Türkler onu Orta Asya’dan getirmişlerdir.

 

Bir yerde lale aracılığıyla Doğu-Batı karşılaştırması yapılmaktadır. Doğu’nun Batı karşısındaki üstünlükleri yapıtta yeri geldiğinde belirtilmektedir.

 

Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da değişik kentlerde (Örneğin: Manisa, Konya) değişik türlerini yetiştirmişlerdir. İstanbul alındıktan sonra da bu bitkinin değişik türlerinin üretilmesi konusunda kafa yormuşlardır.

 

“Lalenin serencamı necip Türk milletinin tarihi sayılır yani;ikisinin de zaman atlasında yaptıkları yolculuklar örtüşmektedir. Türk milleti de tıpkı lale gibi taşralı olarak nitelendirilmiştir yani.” (187)

 

Lale ülkesi olarak bugün adından söz ettiren Hollanda’ya da lalenin İstanbul’dan gittiğine kuşku yoktur. Pala, bunu “evden kaçırılmış kızlar” diye anlatıyor. Bu güzel bitkinin hırsızlığının yanı sıra kaplumbağa da yurtdışına kaçırılmaktadır.

 

“Yazık ki şimdilerde en renkli elbiselerini Felemenk diyarında kuşanmış bir gelin misali vatanına hasret çekiyor, ağlıyor, belki hıçkırıyor. Elinde tuttuğun o soğan, içinde, siyaha çalan koyu mor bir hüzün –ki onlar bu vatanın evden kaçırılmış kızlarıdır- kimliğini yeniden hatırlayacak. Ve onlar taa Sadabat bahçelerindeki mütevazı evlerine dönesiye kadar, her baharda…” (s.134)

 

 

PATRONA HALİL İSYANI

 

Lale Devri ve Patrona Halil İsyanı… Bir taraftan halkından haberi olmayan ve halkını umursamayan yönetici sınıf öte yandan açlık, sefalet ve kötü koşullarda yaşayan  geniş yığınlar.

 

Patrona Halil İsyanı çok az kişinin yaptığı gösterilerle (hamam tellakları) başlar. Süren gösteriler kişi sayısını her geçen gün artırır. Önü alınamaz bir durum oluşur. İsyana boşaltılan hapishanelerdekiler de katılınca işin rengi yavaş yavaş değişmeye başlar.  Kentte yağmanın önü alınamaz boyutlara ulaşır. İsyancılar istedikleri devlet adamların kellelerini birer birer koparırlar. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa idam edilir. İş bunla kalmaz… III.Ahmet tahtan indirilir ve yerine I.Mahmut getirilir.

 

“Bu sabah Üsküdar’dan gelirken veziri ve damadı İbrahim Paşa’nın, onun damadı Kaptan-ı derya Kaymak Mustafa paşa’nın ve çok sevdiği kethüdasının boyunları morarmış sapsarı cesetlerini taşıyan kağnının hazin gıcırtıları arasında yükselen uğultuları işitmiş, cesetlerinin azgın isyancıların elinde parçalanışını düşünmüş v, az evvel aldığı bir habere göre de…” (s.410)

 

 

ZINDANLAR VE  İŞKENCE

 

İskender Pala, Katre-i Matem’de Osmanlı’da zindanlar ve işkenceye de değinmiş. Pala’nın yazdığına göre İstanbul’un değişik yerlerinde zindanlar işkencehaneler var. Buralarda değişik işkence usulleri uygulanmaktadır. İşkenceciler yeri geldiğinde devletin üst makamındakilere de işkence yapmaktan geri kalmazlar.

 

“…Fakat kazasker İshak Efendi direndikçe onlar şiddetin dozunu artırmış ve nihayet sağ baldırında derince bir hançer yarası açarak sinir uçlarını dışarıda tutup işkence etmeye başlamışlardı. İshak Efendi tahminlerinden daha çetin ceviz çıkmış gibiydi. Sorularına cevap alamadıkça hazırladıkları işkence usullerini sıra sıra deniyorlardı.” (s.104)

 

İSTANBUL

 

İskender Pala öteki yapıtlarında olduğu gibi Katre-i Matem’de de uzam olarak yabancılarca kıskanılan bir kenti İstanbul’u seçmiş.

 

Lale Devri İstanbul’unu okurun gözünde canlandıracak kadar canlı görünümlerle karşılaşıyoruz: Kağıthane, Haliç, Eyüp Sultan, Cibali, At Meydanı, Bayezit, Kumburgaz, Küçükçekmece, Topkapı, Süleymaniye, Çengel Köy, Cerrahpaşa, Binbirdirek, Çemberlitaş, Tavuk Pazarı, Mevlana Kapısı, Gedikpaşa, Galata, yeniçeri kahveleri, Haseki, Ali Bey Köyü… görünümleriyle karşılaşabileceğimiz İstanbul’dan birkaç ad.

 

Bugün İstanbul’un sınırları içerisinde olan pek çok yerin köy olduğunu, kente giriş kapılarını, Eyüp’teki oyuncakçıları, Kapalı Çarşı’yı mezar taşlarını,  çeşitli meslekleri hatta delilerini bile okuyoruz.

 

İskender Pala’nın soluk soluğa okunan Lale Devri’nde İstanbul’da geçen bir polisiye, Katre-i Matem.  Okuyana değişik bilgi tatları da tattıracak bu yapıt dönemi tanımak, Doğu-Batı sorunsalı açısından da üzerinde durulacak bir yapıt.

 

*İskender Pala, Katre-i Matem, I.Basım:Nisan 2009, Kapı Yayınları-İstanbul

 
 

7/4/2009

mustafa aslan'ın çocuk adam'la ilgili yazıları



 

ÇOCUK ADAM

 

Çocuk Adam, Beş Hececi şairler arasında yer alan Orhan Seyfi Orhon’un otobiyografik özellikler de taşıyan bir romanı. Uzamın İstanbul olduğu yapıtta bir gencin 1908 II. Meşrutiyet öncesi çocukluğundan başlayarak Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerine kadar uzanan bir zaman anlatılıyor.

 

Çocuk Adam, subay olan babasının ağırlığının duyumsandığı bir ailenin eksen alınarak örülmüş bir roman. Ancak bu sadece bir ailenin değil, yer yer bir ülkenin geçmişiyle ilgili bilgiler de veriyor. Özellikle son bölümlerde I. Paylaşım Savaşı ve sonrasında ülkenin tarihiyle ilgili bölümler ağırlık kazanmış. Kitap böylece  bir kişinin çocukluk ve ilk gençlik döneminin anlatılmasından daha öte bir kimliğe bürünmüş.

 

YOKSULLAŞMA

 

Yapıt, subay ailesini ekonomik ve sosyal yönlerini okuru sıkmadan hatta kabaca duyumsatmadan sunuyor. Meşrutiyet öncesini anlatmakla işe başlayan yazarımız ailenin  -halkın -gittikçe yoksullaştığını ilerleyen sayfalarda gösteriyor.

 

Kahramanımızın subay olan babasının Meşrutiyet öncesinde evi ve bağının yanında çalışanları da vardır Sonraları ise bağ satılıyor, evi taşımak zorunda kalmaktan başka çalışanların da sayısını azaltma yoluna gidiyorlar. I. Paylaşım Savaşı ve işgal yıllarında ise halkın ekonomik durumunun oldukça kötüleştiğini (öğle yemeklerini kaldırdıklarını) kahramanımızın ailesi üzerinden anlatıyor.

 

“Aksaray pazarından her şeyin en ucuzunu alıp getiriyor. En ucuzunu, fakat bizim için gene çok pahalı. Nihayet öğle yemeklerimizi kaldırdık. Bu da yetmeyince Aksaray taraflarında üç odalı bir eve taşındık…” (s.130)

 

 

İŞGAL, ENVER VE TALAT PAŞA…

 

Belli sıralama yapmadan yapıtta sözü edilen tarihi olayları sayacak olursak Wilson Prensipleri, Meşrutiyet,  seferberlik, Balkan bozgunu, Çanakkale Zaferi, mütareke, işgal …  sözcüklerini sıralayabiliriz.

 

Enver Paşa’nın eleştirildiği Çocuk Adam’da I. Paylaşım Savaşı’na girişimize değiniliyor. Talat ve Enver Paşa arasındaki görüş ayrılıkları sergileniyor.  Hatta, Murat Bardakçı’nın hazırladığı Talat Paşa’nın Evrak-ı Metrukesi’nde yer alan Enver Paşa’ya sürgün günlerinde Talat Paşa yazdığı bir mektupta, “Senin öyle serseri dolaşmaklığından bir faideli netice çıkacağını ve hatta Kafkasya ‘ya gitmeye muvaffak olsan dahi yine bir faide te’min edilemeyeceğini zannediyorum ve şahsını tehlikeye koyacağını hissediyorum.” (Talat Paşa’nın evrak-ı Metrukesi, s.162)

 

“Güya Merkezi Umumi’de iki fırka varmış. Harp isteyenlerle sulh isteyenler. Bu yüzden Enver Paşa ile Talat Paşa’nın arası açıkmış.” (s.138)

 

Savaş beraberinde, işbirlikçilerini ve zenginlerini de getiriyor. Orhon, Çocuk Adam’da mandacılara da yer vermiş. Yabancının bayrağı altında yaşamayı içine sindirenlerin asıl kimliklerini yapıtta okuduğunuz da şaşıracaksınız.

Haksız kazanç elde edip kısa zamanda ve kısa yoldan zengin olanlar… Çünkü yokluk ve yoksulluğun kol gezdiği bir zamanda kısa zamanda zengin olmak zor değildir, özellikle doğal felaket ve savaş gibi olağanüstü dönemlerde.

 

 

İSTANBUL:DEĞİŞİMİN KANITI

 

Çocuk Adam, başlı başına bir kentteki değişimi gösteren yapıt. Meşrutiyet öncesi İstanbul’dan başlayarak bugüne uzanacak olursak çok ilginç düşünsel görünümle karşılaşırız. İstanbul’un çok büyük doku değişikliği yaşadığını yapıt bize gösteriyor.

Kahramanımız, aynı zamanda da anlatıcı çocukluk günlerinde Çengelköy’dedir. Yapıtta, doğal olarak bugün İstanbul sınırları içinde olan yerlerden kentin dışı olarak gösterilmektedir. Kentteki günlük yaşamın bugünle kıyaslanarak okunduğunda nereden nereye geldiği daha iyi görülecektir.

 

CHP ve AP’den milletvekili yapmış, şairliğiyle tanınan Orhan Seyfi Orhon’un uzun zamandır baskısı yapılmamış romanı Çocuk Adam’ı Everest Yayınları okurla buluşturmuş. Birçok yönden ilginç bu yapıtın Türkiye’deki, özellikle de İstanbul'daki değişimi göstermesi açısından önemli olduğunu düşünüyorum.

 

*Orhan Seyfi Orhon, Çocuk Adam, 3. Basım:Nisan 2009, Everest Yayınları-İstanbul

*Murat Bardakçı, Talat Paşa’nın Evrak-ı Metrukesi, I. Basım:    Everest yayınları-İstanbul

 

6/4/2009

mustafa aslan'ın havana'da türk tutkusu'yla ilgili y


Havana'da Türk Tutkusu

 


HAVANA’DA TÜRK TUTKUSU 1898

 

Havana’da Türk Tutkusu Türkiye’de de görev yapmış Kübalı diplomat Ernesto Gomez Abascal’ın kaleminden çıkmış bir roman. Yapıtta Küba’nın kurtuluşu ekseninde Osmanlı’dan başlayarak günümüzde de güncelliği olan birçok konuyu içermektedir.

 

GİRİT VE KÜBA

 

Yapıt II:Abdülhamit döneminde Girit sorununa bir çözüm bulmak için Küba’ya gönderilen görevli Ahmet Paşa’nın yaşadıklarını anlatmaktadır. Ahmet Paşa Amerika üzerinden Küba’ya  geçiyor. Burada Küba’nın içinde bulunduğu durumla ilgili olarak bilgi ediniyor. İspanya’nın sömürgesi durumundaki Küba’daki insanların bağımsızlık konusunda kararlı olduğunu görüyor, Havana’ya ulaştığında. Oysa İspanya Küba’ya özerklik vermeyi düşünmektedir, Amerikan müdahalesini önlemek için. Oysa bu çok geç verilmiş bir karardır. İspanya çok uzak olduğu Küba’daki özgürlük ateşini söndüremez.

Kahramanımız Ahmet Paşa Küba ve Girit arasında birçok farklılıklar olduğunu görür, İstanbul’a rapor eder. Açıkça özerkliğin Kübalıları kandıramayacağını, İspanya’nın buraya çok uzak, Amerika’nın ise yakınlığını belirtir. Bir Amerikan müdahalesinin burada onaylanmayacağını yazar. Yazdıklarının doğru olduğunu yaşayarak görür.

Kahramanımız gönderdiği raporlarda Küba ve Girit’in koşullarının çok farklı olduğunu bildirir. Çünkü Giritliler Yunanistan’a bağlanmak istemektedir. Oysa Kübalılar bağımsızlığı yeğlemektedir. İspanya Küba’ya çok uzaktır. Girit ise Osmanlının uzağında bir yer değildir. Bu görüşü Bab-ı Ali tarafında dikkate alınır. Ahmet Paşa İstanbul’a geri çağrılır.

 

“Durum Girit’tekinden çok farklıdır, söz konusu olan başka bir sahne, başka etkenler ve başka tarihtir. İki adayı karşılaştırmanın mümkün olduğunu sanmıyorum. Milli nüfus yani Kübalılar ne başka bir ülkeye bağlı olmak ne de başkalarının hakimiyetini desteklemek için savaşıyorlar, onlar tam bağımsızlık için savaşıyorlar ve …” (s.249)

 

FİLİSTİN SORUNU

 

II. Abdülhamit’in özel yaşamına da romanın ilk bölümünde haremine kadar girilir. Kişisel özelliklerinin verilmesinin yanı sıra Filistin toprağını satmamsı konusunu gündeme getirir. Yahudilere değil, siyonizme karşıdır alınan tavır. Hatta siyonizmin kurucusu Theodor Herz’i  (Kimi araştırmacılar 1896’dan 19 Mayıs 1901’e kadar görüştüğünü belirtmekteler.)II. Abdülhamit’in kovduğu söylenmekte, bir kısım araştırmacılara göre. Ne olursa olsun Yahudilere toprak satışı yapılmamış yasaklanmıştır.  “Aslen oralı olmayanların o bölgede toprak edinmesi” yasaklanır.

 

 

AMERİKA

 

Abascal, Havana’da Türk Tutkusu adlı romanda Küba sorunu anlatılırken Avrupa’dan söz etse de asıl aktörlerden birisi de Amerika’dır. Çünkü Amerika Küba’ya oldukça yakındır. Ekonomik ilişkiler açısından önemli bir yere sahiptir. Kendisine oldukça yakın bir ülke olan Küba Amerika’nın ağzını sulandırmaktadır. Kübalıların İspanya ile ipleri kopardığının ayırdındadır. Bir şekilde bu ülkeyi elde etmeyi planlamaktadır. Çünkü ekonomik öneminin yanında stratejik konumu daha da dikkate değerdir Küba’nın.

 

Amerika gerekirse parayla satın almak niyetindedir Küba’yı, daha önce satın aldığı yerler gibi. Çünkü Amerika da bugün önemli sayılan toprakları parayla aldığını vurgular, yapıt.

 

“…Şu anda içinde bulunduğumuz Florida da İspanya’ya aitti, baskı altında bize satmak zorunda kaldılar.Aynı şekilde Louisiana’yı da elde ettik ve Alaska’yı Ruslardan satın aldık. (…) Bu ülkenin kurucularından olan Thomas Jefferson neredeyse yüzyıl önce  Küba Adası’nın Birleşik Devletleri’nin bir parçası olması gerektiğini söylemişti.” (s.147)

 

İSTANBUL-NEW YORK-HAVANA

 

Havana’da Türk Tutkusu’nun ilk iki bölümünde İstanbul’un önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz uzam olarak. O yıllardaki İstanbul’un yaşayışından izler bulabiliyoruz. Ekim 1897’nin İstanbul’una yer verir yapıtta.

 

“Gemi yavaş yavaş yaklaşıp Avrupa yakasında, Haliç’in girişi civarındaki büyük limanın çok yakınındaki Karaköy İskelesi’ne yanaştığında gün doğuyordu. Ahmet geminin merdiveninden indi ve Beşiktaş’a giden kayıkların hareket ettiği dalgakırana yöneldi. “(s.44)

 

İstanbul’dan başka Selanik, Konya, New York ve Havana öne çıkan kentler arasındadır.

Yapıtta, kahramanımız Ahmet Paşa’nın gözüyle önce İstanbul New York karşılaştırılması yapılır. New York değişik kültürleri barındıran İstanbul’dan daha kozmopolittir, ruh olarak da farklıdır. Ekonomik gelişme içerisinde bulduğu kentin ahlaki temellerini zayıf ruhsal ve kültürel olarak geri bulur.

 

“...Belki Pera’ya benziyordu ama onun birkaç kez büyütülmüş haliydi, öte yandan ruhu da oldukça farklıydı;burada daha fazla enerji, daha fazla canlılık, hatta çok daha fazla saldırganlık ve iktisadi çekişme vardı.” (s. 109)

 

Kahramanımız Havana’yı küçük bir İstanbul’a benzetir. Tek bir fark vardır: İstanbul’daki camilerin yerini burada kiliseler almıştır.

 

“.. Limana girişi sağlayan kanalı güçlü surlar ve kalelerle korunan Boğaziçi’ne benzetti. Boğaz’ın Marmara tarafındaki girişinde de aynı şekilde böyle bir deniz feneri bulunmaktaydı.” (s.184)

 

Abascal’ın Havana’da Türk Tutkusu adlı yapıtı günümüz gerçeklerine ışık tutan, yol gösterici bir yapıt niteliğindedir. Yazınsal tür olarak roman meraklıların yanında politika ve toplumbilim alanlarına ilgi duyanlara da söyleyeceği çok şey olduğuna inanıyorum.

 

 

 * Ernesto G. Abascal, Havana’da Türk Tutkusu, Çevirenler:Mehmet Necati Kutlu, Ceren Karaca, II. Basım:Mart 2009, Everest Yayınları, İstanbul

 

 

13/2/2009

efsuncu baba (Hüseyin Rahmi Gürpınar) - Mustafa Aslan

Kategorilerim

    Arkadaşlarım

    Bağlantılarım

    Blogcu ile yapıldı